Rodin Müzesi'nin tarihi, Auguste Rodin'in kendi yaşamı ve sanatsal vizyonuyla derinden iç içedir. 1840'ta doğan Rodin, dışavurumcu ve duygusal eserleriyle sanatı devrimleştiren usta bir heykeltıraş olarak ün kazandı. Hayatının sonlarına doğru Rodin, sadece kendi heykellerini değil, aynı zamanda geniş sanat koleksiyonunu ve kişisel arşivlerini de içeren devasa koleksiyonu için kalıcı bir yer arayışındaydı. 1908'de, Paris'in 7. bölgesinde büyük bir bahçeye sahip zarif bir Rokoko konağı olan H ôtel Biron'un zemin katını kiraladı ve burayı stüdyosu olarak kullandı. Mülkün potansiyelini fark eden Rodin, 1916'da önemli bir karar aldı: tüm eserlerini, H ôtel Biron ve arazisinin sanatına adanmış bir müzeye dönüştürülmesi koşuluyla Fransız devletine miras bıraktı. Fransız hükümeti teklifini kabul etti ve Rodin Müzesi, sanatçının ölümünden iki yıl sonra, 1919'da halka resmen kapılarını açtı. Bu düzenleme, Rodin'in başyapıtlarının bir arada ve erişilebilir kalmasını sağlayarak, onun derin mirasını gelecek nesiller için korudu.